asgari ücret

 

AFSİAD Başkanı Hüseyin Şehitoğlu, partilerin asgari ücret vaatlerini değerlendirdi:

“Türk lirasının alım gücü arttırılmalı”

1 Kasım seçimleri yaklaşıyor.  Yaklaşılan bu süreçte iş dünyasının durumu, partilerin vaatleri, işçi ve işverenin durumu ve 7 Haziran genel seçimleri sonrası oluşan siyasi belirsizliğin iş dünyasına etkileri hakkında Afyonkarahisar Sanayici ve İşadamları Derneği (AFSİAD) Başkanı Hüseyin Şehitoğlu, Gazetemiz muhabiri Fatma Uygun’un sorularını yanıtladı.

AFSİAD Başkanı Hüseyin Şehitoğlu’yla yapılan söyleşi şöyle:

F.U.:7 Haziran seçimlerinde muhalefetin ekonomi anlamındaki vaatleri oldukça ses getirmişti. Özellikle asgari ücret vaatleri gündemde uzun süre kalmıştı. 1 kasım seçimlerinde de öne çıkan vaat asgari ücret. Asgari ücret artarsa ne olur?

H.Ş.:Esas olan asgari ücretin artması ile ne olacağı değil , asgari ücret ile neyi sağlayabileceğinizi iyi planlamakla alakalı bence. Türk Lirasının (TL)  alım gücünün artmasını sağlayacak bir takım fikirler ve projeler geliştirilmelidir. Şöyle düşünelim, gıda maddesindeki artış şayet asgari ücretin üzerinde ise , ya da paranın alım gücünden  fiyat artışı daha  üzerinde ise ,asgari ücret artmış oluyor gibi gözükse de esasında azalmış olur. Bu denge tamamıyla gelir seviyesinin toplumun her kesimine adil olarak dağılımını sağlamakla ilgili bir durumdur. Ayrıca özel sektörde çalışan ücretli kesimin ne kadarı asgari ücretlidir? Kendin yetiştiren ücretli kesim asgari ücret ile çalıştırılmıyor, bunu da unutmamak lazım. Yani asgari ücreti artırmaktan daha önemlisi TL’nin alım gücünü artırmaktır diye düşünüyorum.

F.U.:Asgari ücret artışı iş dünyası için bir yük olur mu?

H.Ş.:Bu soru çok önemli ve üzerinde durulması gereken bir soru,

Vasıfsız eleman ile Vasıflı eleman herhalde aynı ücreti kazanmıyor. Zaten vasıfsız olarak işyerinde başlayan eleman da şayet sabır eder ise kendisine hedef koyar ise, istikrarlı olur ise kıza zamanda asgari ücret üzerinde bir ücret ile çalışmaya devam ediyor. Dolayısı ile asgari ücret işçi ile işveren arasındaki bir durum değerlendirmesi sonucu oluşuyor. Hükümet sadece asgari ücretin alım gücünün fiyat artışına göre yenilmemesi için tabiri caiz ise bir “çıpa” hakemi gibi görev yapıyor. Onun için asgari ücret popülizm aracı olarak kullanılır ise ve gerektiğinden fazla artarsa ,arz-talep eğrisi bozulursa, işveren işçilik maliyetlerini karşılayamaz hale gelir, o zaman  önce ,işçilik maliyetlerini karşılayacak kadar işçi sayısına ulaşmayı dener o da sonuç vermez ise işçilik maliyetlerini karşılayamıyor ise o işi yapmaz , yaptırmaz. Asgari ücret üzerinden yapılan siyaseti daha anlaşılır yapmak lazım. Ancak seçim vaatleri içinde sarf edilen bu artış söylemi tabi ki dikkat çekiyor.Kanımca AKP nin devam edeceği bir iktidar oluşur ise bu artışı yaparken “asgari ücretlinin üzerindeki vergi-sigorta gibi yüklerin alınmaması veya azaltılması “ gibi bir yol izlenecektir. Esas olan işçinin eline net geçecek ücrettir. Şöyle bir hesap var ortada ; bir asgari  ücretlinin işverene  maliyeti 1600 TL civarında. Ama, asgari ücretli işçinin eline 1000 TL  net ücret geçiyor. İşveren olarak 300-350 TL Sigorta-vergi ödeniyor. Asgari ücretlinin de devlete ödemesi gereken sigorta  ve vergiyi   yani o da yaklaşık 300 TL civarındadır , işveren işçiden kesinti yapıp işçinin yerine devlete ödüyor. Bence burada düşünülmesi gereken husus budur. İşverene asgari ücretli işçinin 1600 TL civarı bir maliyet var, ama işçinin eline 1000 TL net ücret geçiyor. Bunun düzenlenmesi gerekir. Ayrıca Türkiye’nin coğrafi konumu gereği ,komşu ülkelerimizdeki asgari ücret seviyesine de bakmak lazım. Hatta Avrupa kıtasında ama Avrupa Birliği Ülkeleri içinde olmayan kuzey Avrupa ve kuzey batı Avrupa,balkanlar da asgari ücret seviyelerine bakmak lazım,Arnavutluk 264 euro,Ukrayna 311 Euro, hatta AB ülkesi olan Bulgaristan’da 396 Euro, Moldova’da 240 euro olan  asgari ücret ortalamada bu gelişmekte olan ülkelerde 342  Euro civarındadır. Bu da TL karşısında 1162 TL civarında bir ücrete tekabül ediyor.Ama bu ülkelerde işçinin sigortası vergisi Türkiye’deki işçinin ödediği sigorta vergiler kadar değildir. Sonra sosyal anlamda da gelir ile gider arasındaki dengeler gözetilmektedir.Türk İş dünyası asgari ücreti karşılayamaz hale gelirse ,bilhassa tekstil vb.iş gücünün imalata katılımının çok yüksek oranda olduğu sektörlerde o zaman yatırımlar Türkiye’den uzaklaşabilir.Bu çok önemli dengeyi kurabilmek önemlidir.Onun için yük olup olmayacağını zaman içinde yapılacak olan yeni reformlarla göreceğiz,yaşayacağız diye düşünüyorum.

F.U.:3-5 aylık bir süre geride kaldı. Sizler iş adamları olarak bu süreçte ne gibi sıkıntılar yaşadınız?

H.Ş.:Haziran seçimlerinin sonucu daha ortaya çıkmadan AFSİAD olarak istikrardan yana olduğumuzu ve istikrar olmaz ise Türkiye’nin kaosa gideceğinden endişe duyduğumuzu belirtmiştik. Bunu her seferinde de gündemde tutmaya gayret ettik .Ama maalesef İnsanoğlunun yapısı gereği ,yaşlanmadan gençliğin,hastalanmadan da sağlığın kıymeti bilinmiyor. Sıkıntı yaşamadan da refahın kıymeti anlaşılmadı maalesef. Yani istikrarın kıymeti de işte bu 5 aylık süreçte her yönden görülmedi mi? Sanki tüm dünya birleşmiş de Türkiye’nin Ulu Önder’in söylediği “muhasır medeniyetler seviyesine yükselmek”diye anlattığı bu hedefine yaklaştığını görüp de her anlamda sosyal,politik,ekonomik yönden “acaba ne yapar eder de bu ülkenin gelişmesini durdurabiliriz “diye uğraştıklarını ,Türkiye içinden de bu olumsuzluk, gelişmelerin durması,istikrarın bozulması için çaba verenleri hepimiz  gördük ,görüyoruz yaşıyoruz maalesef.

Terör belası ekonomik belirsizliklerin yatırımları durdurma noktasına getirmesi,TL’nin değer kaybetmesi,üretim maliyelerinin ekonominin sıkıntıları o kadar çok yönlü ki bu geçen 5 ay içinde yaşadığımız olumsuzluklar. Bakın ben şahsım ihracat yapıyorum, ABD Doları’nın ve EURO ‘nun TL karşısında değer artışı şöyle bakıldığında Türk ihracatçısına bir katma değer sağlıyormuş gibi düşünülebilir. Ancak dünya piyasaların daralması sebebiyle dolar bazında fiyat düşürülmeler,iç girdilerdeki maliyet artışları olarak bakıldığında ihracatçı olarak bizler de bu durumdan muzdarip haldeyiz. Biz ihracatçılar istikrarlı bir dolar kuru ile daha uzun planlama ve yatırımlar  öngörebiliyoruz.Yoksa iş dünyası sıkıntıdadır. Hele hele iç piyasaya iş yapan sektörler çok daha sıkıntıdadır.

F.U.: İş dünyası açısından 1 Kasım seçimlerinin önemi nedir? Koalisyon ya da tek parti iktidarı neyi değiştirir?

H.Ş.:İstikrara ihtiyacımız var bu çok önemli. Çünkü Türkiye’nin çok acil yapısal ve sosyal reformlarını tamamlaması gerekiyor. Dünyada ve ülkemizde ekonomik açıdan 2015 yılının sürprizlere açık bir yıl olduğunu yılın başında ön gömüştük, öyle  de oldu.. Türkiye’nin jeopolitik konumu gereği dünyanın neredeyse tüm sorunlarının etrafımızda cereyan ettiğinin farkındayız. Son dönemde ülkemizin üzerinde oynanan oyunların daha çok gün yüzüne çıktığını üzülerek görüyoruz ve izliyoruz. Bu güne kadar olduğu gibi bundan sonra da güven ve istikrar ve sosyal barış olmadan ekonominin büyümesi mümkün görünmüyor, onun için biz sanayici ve işadamları güvenin ve istikrarın bu güne kadar olduğu gibi bundan sonraki dönemlerde de artarak devam etmesini arzu ediyoruz.

Sağlam bir ekonominin temelleri ancak bağımsız ve güvenilir hukuk sistemi ile atılabileceğinin düşüncesindeyiz. Son zamanlarda neredeyse hemen hemen her hafta yeni bir hukuk sorunu duyuyoruz. Türkiye’nin acilen bağımsız ve güvenilir bir hukuk sistemini oluşturması gerekiyor. Türkiye’nin ekonomide yeni bir heyecana ve bu heyecan ile yeni Reformları yapacak güçlü bir siyasi iradeye ihtiyacı olduğunu görüyoruz Siyasi irade yolumuzu açacak, biz sanayici iş adamları  bu yolda güvenle yürüyeceğiz hatta koşacağız.

Koalisyonla yönetilen ülkeleri inceleyelim göreceksiniz ki yapısal reformları neredeyse 80-90 yıl önce bitmiş, artık kanun yönetmelikleri çok uzun yıllardan beri düzene oturmuş, gelir seviyeleri yüksek ve en önemlisi de sosyal devlet anlayışı, hukuk sistemi oturmuş toplumlar olarak gözlemleyeceksiniz. Hal böyle iken İtalya’da yeni bir kanun çıkarıldı, koalisyonu yasaklayan kanun bu da düşündürücüdür. Dolayısı ile Türkiye’de yapılması gereken hızlı kararların alınması  için  daha koalisyonlara çok erken olduğunu düşünüyorum. Ama  topluma aynı fikir ve hizmet noktasında hem fikir harekete edilecekse  de koalisyonda belirsizlikten iyidir. 7 Haziran’dan sonra da gördük ki koalisyon da yapılamadı.

Biraz önce bahsettiğim yapılması gerekenler ,Türkiye’miz için o kadar çok şey var ki…Doğru,hızlı kararlar alınması gerekiyor.Türkiye’nin koşması gerekiyor, çünkü muhasır medeniyetler dediğimiz ülkeler sömürü geleneği ile bu günlere gelmiş ülkeler, çalışarak hakkıyla ilerleme kaydederek dünyada yerimizi almamız için hızlı kararlar alıp uygulayan bir iktidardan yanayız. Bu büyük Türkiye için gereklidir. Ama istikrarlı yönetim, tek başına yönetim demek, çok sesliliği de, toplumun her  kesimini kucaklayan ve dikkate alan bir yönetim olmalıdır. Ayrılıkta azap, birlikte rahmet vardır onun için bilhassa etrafımızdaki komşu ülkelere bakıp ona göre birbirimize sarılmanın bu dönemde ne kadar önemli olacağını görüyoruz. Ticaret, ekonomi vs bunlar bir şekilde olur gider, ama huzur, refah bozulduğunda bir daha temin etmek çok çok uzun yıllar alıyor, Irak daha kendine gelemedi maalesef, bakın Suriye’ye tanıdığımız o kadar çok milyoner iş adamı var, parası hiç bir işe yaramıyor kaçıp terk ettiler her şeylerini, yardıma muhtaç oldular. Allah korusun Türkiye’nin üzerinde oynanan oyunları görmek lazım… Tek başına iktidar her zamankinden fazla gerekli diye düşünüyorum.

F.U. :Ekonomi Bakanı Zeybekci, yılsonu ihracatında yüzde 6-7, ithalatta ise yüzde 16-17 civarında düşüş öngördüklerini söyledi. Bu düşüş Afyonkarahisar’ı nasıl etkiler?

İhracat Eylül’de yüzde 19.8 azalışla 10.61 milyar dolara geriledi. Bu durumu neye bağlıyorsunuz? Afyonkarahisar’da bir düşüş yaşandı mı?

H.Ş.:Afyonkarahisar ihracatı tabi dünyadaki olumsuz gelişmelerden ve bilhassa Irak, Suriye gibi komşu ülkelere yapılan gıda, yumurta başta olmak üzere ihracatımızda ciddi bir düşüş yaşattı maalesef. Mermer ve doğaltaşta da ciddi ihracatta sıkıntılar yaşanıyor. Çin’in Türkiye’den mermer blok alımını durdurma noktasına gelmesi direkt olarak biz Afyonkarahisar’da ve Afyonkarahisar firmalarının Türkiye’nin çeşitli bölgelerindeki maden sahalarından yapmış olduğu ihracatı vurdu. Sektör sıkıntıya düştü. Bunun yanında dünya pazarında işlenmiş mermer ihracatımızda da düşüş yaşıyoruz. Demek oluyor ki dünyada bir daralma söz konusu. Bunu aşmanın bir takım yolları var o konu biraz uzun ama Afyonkarahisar’lı ihracatçı arkadaşlarımız gelir-gider ve maliyet dengelerine önem vererek bu daralmayı en az zarar ile kapatmaya çalışmalıdır. İhracat sadece ihraç edenin ülkesindeki sıkıntılardan değil biliyorsunuz hedef satışı yapılan diğer alıcı ülkelerdeki sıkıntılardan da kaynaklanıyor.Dünyada ciddi bir daralma var, Avrupa’da büyüme hızı ciddi manada yavaşladı, gelişmekte olan ülkeler de de bu böyle, onun için temkinli hareket etmek gerekiyor.Yoksa Afyonkarahisar’lı ihracat firmalarımız için ciddi endişeler oluşabilir.

TÜRKİYE’NİN BÜYÜME HIZI İÇİN İHRACAT VE SANAYİ ACİLEN DESTEKLENMELİDİR… ÇÜNKÜ AFYONKARAHİSAR 5 USD İHRACAT YAPIYOR İKEN, 1 USD İTHALAT YAPIYOR.ÜLKENİN CARİ AÇIĞINA KAMBUR OLMAYAN, AKSİNE CARİ AÇIKTA ÜLKEYE DESTEK OLAN BİR İLDE YAŞIYOR VE ÜRETİYORUZ. Demek ki bu model tüm Türkiye’nin potansiyeline göre yaygınlaştırılsa ülkemiz üreten ve hakkıyla refah yaşayan bir ülke haline gelecektir. Gözden kaçırırsak cari açık yüzünden hep sıkıntıda olacağımızı da belirtmek isterim.